KÜÇÜK ORMAN
Geldik Küçük Ormana
Günaydın tüm ağaçlara
Hayvanlara ve toprağa
Günaydın, günaydın herkese...
Ormanda esen rüzgâra
Günaydın yağan yağmura
Çiçeklere, böceklere
Günaydın, günaydın herkese
Küçük Orman'a bahçe dersim için geldiğimde, "yaptıracağım şeye bayılacaklar şimdi" diye eteklerim zil çalardı, mum üflemeye sabırsızlanan çocuk gibi yanıma gelip oturmalarını beklerdim. Keşke neler yaptırdığımı, ders ders, hafta hafta not edebilseydim, ama işte o "plan, program, rapor" meselesi... Hiç "ben" değil bunlar! "10 ders daha vereyim ama bana günlük rapor, aylık plan demesinler" hissi, angarya kapsamında karnımı ağrıtan bürokrasi! Hayır yapsam da zaten hiç uymuyordum ki! Akışta, açık denizde kuzeyi hedeflemişken güney sahillerinde bulabiliyordum kendimi (ve çocukları).
Aslında arka büroda, yaratım mutfağında çalışmayı daha çok istemişimdir hep... Öğretmenler bana gelip "maydonozun faydaları ile ilgili bir ders" talebinde bulunsalardı, ben de onlara bilişsel, işitsel, sanatsal, interaktif, sinematografik, bir çok tabanda maydonoz dersi yaratsaydım. Hep bunu hayal ettim; bunun değerini bilecek ve buna ihtiyacı olan birileriyle çalışmayı... Boğaziçi'nden mezun olunca bir özel okulda ingilizce öğretmenliğine başladım... Kitabı
zevksiz, yetersiz buluyor, mesai sonrası Bauhaus'tan ve 1 TL'cilerden çıkmıyordum; borular, süngerler, ahşap halkalar, mıknatıslar filan alıyor, evde bunlarla antin kuntin oyunlar uyduruyordum. Bölüm başkanına şöyle dedim bir gün, elimdeki bir çanta dolusu oyunlaştırılmış malzemeyi göstererek: "Bana bir oda gösterin. Orada raflar, çekmeceler olsun. Ben anaokulunun İngilizce dersi müfredatının tüm konuları için ekstra oyun, etkinlik tasarlayıp o odaya koyayım. İsteyen öğretmen gelip, kütüphaneden kitap alır gibi onu alsın, dersinde kullansın sonra yerine koysun. Güzel olmaz mı?" Bunu birinden istesen "başka işin mi yok?" deyip sıvışacağı bir şeyi ben saf bir hevesle teklif etmiştim ve bu teklif, "oda olmadığı" için kabul edilmedi. Hayır maaşıma zam istesem, ret sebebinde bir mantık bulunurdu ama daha öğretmenliğin çiçeği burnunda ilk yılındayım... Kocaman işler yapıp çocuklara faydalı olmak isteğiyle yanıyorum!
Neyse, geçti artık... 15 yıldır, binlerce çocukla yolum kesişti, birbirimize çok güzel duygular yaşattık, bilgiler takas ettik... Kafamdaki Cirque de Solei*2 devam ediyor ama artık sadece AyşeCan ve münferit başvurular için koreografi yapıyorum....
Canım Küçük Orman'a geri döneyim... Filiz, okulun kurucusu, müdürü, değerli eğitimci arkadaşım beni çözmüştü. Bir gün yanıma gelip "Ebru, bir şey diyeceğim. Sen rapor yazma! Sen bunu yapmayı hiç sevmiyorsun, farkındayım. Ama öyle güzel dersler yapıyorsun ve dersini doğaçlama öyle güzel götürüyorsun ki, aynen bu şekilde devam et sen!" dedi. O an boynuna sarılıp ağlayabilirdim! Hepimizde var bir çatlaklık, önemli olan tartıda dengeyi bulmak ve Filiz o dengeleri çok iyi buluyordu.
Biraz Küçük Orman'ın ilk günlerine döneyim; çünkü en anlamlı şeylerden biri benim için, bu okulun "dönüşüm" aşamasında ekibe katılmış olmamdı. "Plastik" bahçesi ve başka ismi olan bir anaokulu,
tepeden tırnağa doğala dönecek, "orman pedagojisi" uygulayacak ve ismi "Küçük Orman Anaokulu" olacaktı. Her şey, yine çok yeniydi benim için; permakültür tecrübeme bir de "orman pedagojisi" diye yeni dalga bir öğreti ekleniyordu. Çocukların eğitim süreçlerini doğayla iç içe geçirerek onların gelişimini destekleyen bir pedagojik yaklaşımdı bu ve onun hakkında daha çok şey öğrenmek istediğimde karşıma sevgili Gaye Amus çıktı. "Orman pedagojisi", "Orman Anaokulu", "Sınıf Dışı Eğitim", "Çocuklarla permakültür" deyince akla Gaye gelir. *7 Kitaplarından çok faydalanmışımdır Küçük Orman'da. Kendisi birikimi muazzam bir erken çocukluk eğitim uzmanı, çevre eğitmeni ve danışmanı. Pek çok kuzey ülkesinin orman okullarını gözlemlemiş, eğitimlerinekatılmış ve Finlandiya'nın da ilk çevre okulundan eğitmen olarak mezun olmuş. Misyonu, doğada eğitimin, pedagojik temellerle, doğaya zarar vermeden yayılmasını sağlamak. Gaye'nin ebeveynler ve eğitmenler için verdiği kurslardan birine ben de katıldım. Orman içinde yaptığımız bir etkinlik vardı ki bence anlatmak istediği şeyi çok iyi anlatıyordu; onu Küçük Orman'da çocuklarla da yaptırdım. Çember oluyorsun, herkesin eline bir resim veriliyor. Çeşitli hayvanlar, insanlar, bitkiler, yapılar var üzerlerinde. Oyun bir kişiden başlıyor. Mesela sen uğur böceğisin. Diyorsun ki "Ben bitleri yiyorum". O zaman Gaye, ucunu uğurböceğineverdiği bir yumak ipi, bite bağlıyor. Sıra bitte. Bit diyor ki: "Bana çiçek lazım". İp yumağı çiçeğe paslanıyor ve bu şekilde çemberdeki insanlar arasında resmen bir örümcek ağı örülüyor. İlişkiler ağı gözünün önünde, görsel olarak inşa ediliyor ve o kadar iyi anlıyorsun ki o ip bir noktadan kesilince nasıl tüm ilişkilerin de birbirleriyle olan bağlarının koptuğuna... Başta eğleniyorsun, ve ip kesilince hüzünleniyorsun bile! Enerjine, emellerine ve emeklerine sağlık Gaye öğretmenim...
Küçük Orman'ın bahçesini kaplayan yeşil suni çim halı kaldırılıp altından mis gibi bir toprak çıktığında oradaydım; bu tarihi olaya şahit oldum! Çok tatminkâr hissettirdi; terleten kalın sentetik bir paltoyu üstümden çıkarıp atmışım da "Oh be!" çekmişim gibi... Sonra çayımı aldım, dolandım toprakta ileri geri, bir ağacın altına oturdum... Matisse oldum, "Çiçeklerim olmalı her zaman ve de her zaman..." dedim. Papatyaları, lavantaları, yaseminleri gördüm sanki... Çok kısa bir süre sonra burası cennetten bir köşe olacak diye tüm çocuklar, buralı büyükler, arılar, kelebekler adına gülümsedim... Bir proje kurguladım, elbette bütünün hayrına... Tavuklar, tavşanlar ve koca tosbağa; okula girer girmez varlıklarıyla insanın içini ısıtan bu dostları günlerce çalıştım, ihtiyaçlarını öğrendim, ve onlar için ne parkurlar tasarladım!
Hareket edemeyen tavuklar içimi parçalar. İlk iş, çocuklar bahçedeyken bile onların keyfe keder yürüyebilmeleri için duvar boyunca ama yukarıdan gidecekleri tel-tüneller düşündüm. Çocukların kaydırak platformu ile tavuk kümesini, kimsenin birbirini rahatsız edemeyeceği (ama) tek bir yapıda birleştirdim (tabi "gürültü patırtının" yumurtlama ve kuluçkaya yatma üzerindeki etkisini araştırmak için vakit yoktu!). Tavşanların kulübesini, çocukların yürüyeceği patikanın altından geçen bir PVC boru tünel hattıyla açık hava tavşan bahçesine bağladım, kaplumbağaya çok işlevli bir habitat çizdim. Tavşan kafesi altına solucanların evini yerleştirdim; hem yerden tasarruf edilecek hem de tavşan kakası direk solucan kompostu mahalline gidecekti ki solucanlar bunu memnuniyetle karşılayacaktı. Binanın bahçeye açılan alt katındaki tuvaleti, onun duvarının hemen dışındaki bahçe lavabosuyla sözledim. Artık rezervuar mutlu mesut gri su kullanacaktı. Falan filan; çok fazla jan jan, tantana vardı projemde yine, çok fazla masal, lunapark... Alıştım boşuna heveslenmeye, ama "bundan sonra ancak kendi evim için proje yapacağım" diye bir karar da almama yaradı bu; kelepir, uçuk bir sürü fikir birikmişti cepte nasıl olsa!
Küçük Orman ekibi ile beraber bahçeyi, çocukların maceralara dalacağı, keşifler yapacağı, grupça ya da inzivada oturabileceği alanlara sahip harika bir parka dönüştürdük. Kum, su, çiçek havuzu vardı. Kayacakları, tırmanacakları, kazacakları, denge çalışacakları yerler, kök gözlem ünitesi, böcek oteli, çamur mutfağı gibi üniteler mevcuttu. Yanda gördüğünüz Böcek Oteli'nin resepsiyonunda fazla kalamadım ama otel müşterileri ekim dikim alanında ve diktiğim yüzlerce fidenin etraflarında bol bol görüldü, Küçük Orman entomologları*8 da üzerlerinde çalıştı. Dünyada keşfedilen 350 bin böcekten*9 sadece 5'i bile otelimize check-in yapmışsa ne mutlu, ne ayrıcalıklı bize...
değirmene gittiğini anlatın. Bir başağı elden ele geçirin. Değirmene giren buğdayın nasıl öğütüldüğünü iki taşın arasında buğday tanelerini ezerek gösterin. Çocukların yaş durumuna göre beyaz un-tam un ayrımına girin, ekmeğin nasıl yapıldığını anlatın. Hem beyaz hem tam buğday ekmek bulundurun ki farkı görsünler. Elbette herkese bir lokma ekmek ikram edilmeli sonra! Çiftçiden bahsedin.. "Biz ekmeği fırından alıyoruz; onu fırıncı yapıyor ama un olmasaydı yapamazdı ve çiftçiler olmasaydı un da olamazdı. Çiftçiler buğdayı ektikten şu ekmeği yediğimiz zamana kadar geçen süre neredeyse 8 ay! Bu çok uzun! Bu çok zor bir iş! O yüzden ekmek yerken hep bunu hatırlayalım, yiyeceğimiz kadardan fazlasını almayalım, artanları da çöpe atmak yerine yumurtalı ekmek yapabiliriz" gibi bir şeyler söyleyebiliriz.
Bu masadan sonra sanat masasına geçebiliriz. Toprak ve gökyüzü olarak ikiye ayırdığınız ve maviye, kahverengi boyadığınız bir duarlite boyanmış başak baskısı yapıyoruz. Herkes başağı boyuyor ve bir baskı yapıyor resime, toprak kısma. Bir ev, bir ağaç, bir patika kondurun bir yerlere, birkaç kuş... Eğer iki sınıfınız varsa ikinci duralite baskı alın. Her iki duralit yan yana asıldığında ufuk çizgileri aynı seviyede olmalı. Ve büyük olasılıkla çok şirin bir başak tarlası tablonuz olacak.götürdüm. Bunlardan en başarılısı pazı dürüm idi. Pazıyı birkaç çocukla beraber kopardıktan sonra yapraklarını kaynar suya batırıp çıkardım, yumuşayan pazıları masaya yatırıp içine humus sardım. Sushi gibi dilimlere bölüp herkese tattırdım. Humus sevmeyen olabilir diye, haşlanmış havuç dilimleri filan getirdim ki illa yedireyim diye. Sanırım köri de bayağı yakışıyordu bu kombinasyona. Deli deli işler. Ama yorulduğunuza değen bir mutluluk ve tatmin hasıl oluyor ki, böyle şeyler yapma isteğin hiç bitmiyor.
Yeşillikli ve çıplak toprak kaplarla anlattığım erozyonu bir sonraki hafta Küçük Orman'ın eğimli yan bahçesinde teraslama yaparak, çocuklarla çiçekler, bitkiler dikerek yeniden gösterdim. Düşünceler o kadar soyut ki daha, bu şekilde eller sahada, gözler deneyde, tatlı tatlı anlamlanıyor bilgiler. Marmaris İçmeler'deki korkunç yangından bir sezon sonra, korkunç bir sel oldu İçmeler mevkinde. Çünkü yanan tüm orman el birliği ile dımdızlak edilmişti. Bahar yağmurlarını toprakta tutacak hiçbir şey kalmamıştı. Çamurlu orman toprağı olduğu gibi köye indi, oradan kanallara, oradan denize... Herkes sefil oldu, deniz kahverengi... O günlerde, bu dersim aklıma geldi. Tepesine çamur inen köy bizdik işte. Nasıl oldu da oldu? Neden o yanmış ağaçlar hemen kesildi, söküldü, neden beklenmedi, tarafımdan asla anlaşılamamış bir muamma olarak kalacak.
Buradan, sınıfta yaptırdığım ve de evde Gökhan'la hazırladığımız Dünya Müzikleri derslerimizi herkesle paylaşmak istiyorum. İnşallah kullanan olur.
Sınıfta
yaptırdıklarım, dersin özet videosu. Aralara AyşeCan’ı, kendimizi de katmış
olabilirim, sonuçta bize anı olsun diye yapılmışlardı. Ama böyle bir şeyi
okulda uygulamak isteyen öğretmenler için videolar yeteri kadar fikir verecektir. En azından
daha önce denenmiş bir şarkıyı eğitsel repertuarına almış olacaklardır.
Gökhan'la hazırladığımız, sınıfta uyguladığımız Dünya Müzikleri derslerimizi bu kitapta paylaşmak istiyorum. Videolar içine AyşeCan’ı, kendimizi de katmış olabilirim, sonuçta bize anı olsun diye yapılmışlardı, fakat öğretmenler ve ebeveynler için pek çok güzel fikir var içlerinde. En azından sınıf ortamında denenmiş bir şarkıyı eğitsel repertuarınıza almış olursunuz. Şarkı bulmak da zor nihayetinde; hem melodisinde bir espri olacak hem de küfürlü, açık saçık, politik, bedbaht sözleri olmayacak…
Dünya
Müzikleri dersimizde 29 şarkı işledik. Bunlardan 18 tanesini sınıfta uyguladık.
Aşağıdaki barkodları okutarak onları seyredebilirsiniz. Kalan 10 şarkıyı ise
pandemi döneminde, evde hazırlayıp çocuklara e-posta ile yolladık. Onları da
“Pandemi Yaratımları” bölümünde paylaştım.
1) 1) Rusya - Klasik Müzik
Rimsky – Korsakov
Flight of the Bumblebee
2) 2) Amerika
Bobby McFerrin
Don’t Worry Be Happy
3) İtalya – Çocuk Şarkısı
Sergio Endrigo
Ci Vuole Un Fiore
4) 4) Türkiye – Türkü
Çayeli’nden Öteye
5) 5) İspanya – Flamenko
Gypsy Lullaby (Metronome Films)
6) Tibet - İyileştirme Duası
Kelsang Chukie Tethong
Om Mani Padme Hum
7) Amerika – Caz
Henry Mancini
The Pink Panther Theme
8) Küba- Cha cha
İbrahim Ferrer-Omara Portuondo
Quizas Quizas Quizas
9) Hollanda
Eefje de Visser
Dat Kan
10) Avustralya
Charliee Mgee
Yield
11) Fransa
Zaz
Je Veux
12) Kızılderililer
Harmony
Nature
Zuni Lullaby
Red Shadow Singers
Eagle Song
13) İngiltere
John Lennon
Imagine
14) Rashid Taha
Ya Rayah
15) Rusya –
Ninni
Arkadiy Ostrovskiy (besteci)
Alek Anofriyev (icra
eden)
Spat Ustalie İgrushki
16) Türkiye - Flamenko
Doğan Canku
Tanguillo
17) Japonya
Kasumi Watanabe
Sakura
18) Arjantin -
Tango
Carlos Gardel
Por Una Cabeza
*2 Kanadalı, dünyanın en büyük çağdaş sirk yapım şirketi
*3 Eisner, E. W. (2002). The Arts and the Creation of Mind. Yale
University Press.
*4 Winner, E., & Hetland, L. (2000). The Arts and Academic
Achievement: What the Evidence Shows. The Journal of Aesthetic
Education,
*5 Winner, E., Goldstein, T., & Vincent-Lancrin, S. (2013). Art
for Art’s Sake? The Impact of Arts Education. OECD Publishing.
*6 Hardiman, M., Rinne, L., Gregory, E., & Yarmolinskaya, J. (2014).
The effects of arts-integrated instruction on memory for science content. Journal
of Educational Psychology, 106(4), 1191–1201.
*7 https://www.dogadaogreniyorum.com/
*8 Böcek bilimci
*9 Kessler, Colleen. Arka Bahçe Etkinlikleri, Yeni İnsan Yayınevi, 2018
*10 Kephart, Horace. Camp Cookery, 1910
"The simpler the outfit, the more skill it takes to manage it and the
more pleasure one gets in his achievements."
*11 Instagram: @erolundogalurunleri
*12
https://goodlifepermaculture.com.au/edible-flowers/





















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder