Karavan videolarının onda dokuzu insanın
ağzını sulandırır. Onları seyrettikçe sen de özgür olmak, istediğin yerde
durmak, gezmek, yattığın yerden yıldızları seyretmek istersin. Oysa videoların
ancak onda biri kamera arkasına geçip bu hayatın zorluklarını anlatır. Ben de
“Marmaris’te Yaşam” isimli bir klip çekseydim pembe rüyalarla fırtınalı
geceleri eşit vitrinlerdim. Yani, Marmaris bize iyi geldi, bize iyi baktı, evet
ama…
Kendimizi yeterince tanımıyormuş gibi,
kendimize çok fazla yüklendik. Fazla sayıda işin (çocuk, bahçe, hayvan, sanat,
sahne, eğitmenlik, doğal yaşam vb.) altına girip enerjimizi sıfırladık. Evin
dört bir yanını bir yiyecek ormanına dönüştüreceğimizi zannedip bir demet
maydanozu anca toplayınca, kendimize olan güveni kaybettik (bu daha çok benim
için geçerli). Her şeyin turistlere ve onların para birimlerine endeksli olduğu
ve sadece vahşi bir ticaretin hüküm sürdüğü yaşam biçiminde bocaladık. Çocuklar
aynı şeylerden zevk alan, müziği ve diğer hobilerini paylaşacakları çok fazla
arkadaş bulamayınca eve kapandı. Birbirimizle dar alanlarda kısa paslaşmalar
yapmaktan daraldığımız zamanlar oldu. İşte bunlar, her gülün bir dikeni var
deyiminin dikenli kısımları olarak sayılabilir…
Ancak tüm bu dikenlere maruz kaldıktan
sonra, hepimiz birer birer toparladık. Çocuklar müziğe odaklanmaya ve şehirde
okumaya karar verip hayallerinin peşine düştüler. Ben kendimle barış anlaşması
imzaladım. Kendimi, sevdiğim ve sevmediğim, yaptığım ve yapamadığım tüm
şeylerimle beraber, doğal hormonsuz bir domates gibi bağrıma bastım.
Gökhan’ın sancıları da şu şekilde evrim
geçirdi… “Bu yaş maya doğal mı?” dedi bana bir keresinde, ekmek
yaparken. Bu sorunun cevabını almıştım daha önce Murat (Demirtaş)’tan… Bir
atölyesinde anlattıklarını bulup yeniden okuduk: “Hazır mayaların içerisinde seçilmiş, en güçlü olanı var.
Ancak doğal mayalar, binlerce yıldır hepimizi mayalayan nefes aldığımız havanın
zenginliğinin, çeşitliliğinin bir sonucu. Yaşadığımız ortamdaki bakteri ve
mantar kültürleri insanın mayasını da besler, büyütür.”
Gökhan’ın ruhunda bir sükûnet oldu...
Sessizce hamur topları yoğurduk yan yana… Sonra düşünceleri dile geldi: “Maya işin
özü, her şeyin başı”… “Sanat yapmanın amacı sanki o tek güçlü
mayanın dayattığı şey: iyi iş çıkarmak, satmak, satabilecek şeyler üretmek,
isim yapmak, galerilerin peşinde koşmak, daha çok sergi açmak, daha çok satmak”…
Hamur toplarına devam ettik… “Ben neden resim yapıyorum?”… Hamur
topları…
Zaten bir çocuk gibi “Neden?” diye sormaya
devam ederseniz, 7. adımda artık bilimin değil felsefenin cevap verebildiği
alana girermişsiniz! Gökhan o günlerde, öylece resim yapmayı bıraktı. Sergilere
bile gitmek istemedi. Müzik çalıştı, şiir yazdı, felsefe söyleşileri dinledi,
göğsünde kitabıyla uykulara daldı. “Hayata küsmek” gibi yanlış tercüme
edilmişse de dışarıdan, -tam tersi bir manevrayla- kendini buldu. Neden sanat
yaptığının cevabını ‘kendini mutlu etmek için, kendi etrafını ve
yaşamını güzelleştirmek için’ diye verdiğinde rahatladı. “Daha çok”
değil, daha “istediği gibi” ve her seferinde yeni bir şey denemeye çekinmeyerek,
yeniden üretmeye başladı.
Kendi mayamızı bulmak Marmaris’te daha kolay oldu. Her şeye rağmen hâlâ
doğal mayasının mis gibi kokmasından mıdır, çamlar altında yaptığımız
yürüyüşlerden midir bilmiyoruz. Neden olmasın? Milâttan önce 5. yy.’da yaşamış Sinoplu
Diyojen ‘Solvitur ambulando’ demiş, yani ‘Yürüyerek
çözümlenir!’ Belki yürüyerek, kuş sesleri içinde, bulutlar altında
daha fazla yürüyerek, ekranlara yapıştığımız şehirdeki versiyonumuzdan çıkıp
güncellenmişizdir.
Ayşe’m ve Can’ımla yaşamak bana, neyin “gerçek” neyin “gerçek diye
dayatılan” olduğunu öğretti ve öğretmeye devam ediyor. Gökhan’la da
gerçekliğin, doğal mayaların peşinde, doğanın beşiğinde yaşamaya devam ediyoruz
ama “bir kaderimiz mi var yoksa tesadüfen oradan oraya savrulup duran tüyler
miyiz” onu da çok bilmiyoruz. Belki de Forrest Gump[1] haklı;
her ikisi de mümkün.
Kendi mayamızı bulmak ve onu besleyip büyütmekten, doğadan kopmadan ve pozitif
bir yaklaşım tutturarak yaşamaktan daha anlamlı bir güzergâh yok bence.
Şimdilik daha fazla söyleyeceğim bir şey de yok. Kitabımın size pozitif bir
yaklaşım için sufleler vermiş olduğunu umut ederek, hepinize çocuklar,
hayvanlar, bitkiler ve sanatla dolu güzel bir yaşam diliyorum.
Sevgilerimle…
Ebru Berker Sarpkaya