Mimar olmayı çok isterdim ve olsaydım Gaudi* gibi olurdum sanırım. Apartmandaki hiçbir dairenin, dairedeki hiçbir odanın, odadaki hiçbir pencerenin birbiriyle aynı olmadığı ve de sürdürülebilir bir yaşama kalibre edilmiş yuvalar tasarlardım. Simetri ve düzen seven müşteriler koşarak kaçardı herhalde ev bakmaya gelince. TESLA hap gibi evler çıkarmış, güneş enerjili, yağmur suyunu içme suyuna çeviren vs... Hoşuma gitti, imrendim önce, sonra birden sinir oldum. Birisi şöyle bir şey demişti: "Kuş beyinli dediğimiz hayvan bile en mükemmel şekilde evini inşa eder, içine girer oturur. Biz, dünyadaki en zeki varlıklar, yaşamımız boyunca bir evimiz olsun diye çabalar, belki de ona sahip olmadan ölürüz". Ne kadar doğru ve saçma bir şey! İçimde asi bir kadın grevde, pankart sallıyor: "Kendi evimizi kendimiz yapmalıyız!"
Küçük Orman ekibi ile beraber bahçeyi, çocukların maceralara dalacağı, keşifler yapacağı, grupça ya da inzivada oturabileceği alanlara sahip harika bir parka dönüştürdük. Kum, su, çiçek havuzu vardı. Kayacakları, tırmanacakları, kazacakları, denge çalışacakları yerler, kök gözlem ünitesi, böcek oteli, çamur mutfağı gibi üniteler mevcuttu. Yanda gördüğünüz Böcek Oteli'nin resepsiyonunda fazla kalamadım ama otel müşterileri ekim dikim alanında ve diktiğim yüzlerce fidenin etraflarında bol bol görüldü, Küçük Orman entomologları*8 da üzerlerinde çalıştı. Dünyada keşfedilen 350 bin böcekten*9 sadece 5'i bile otelimize check-in yapmışsa ne mutlu, ne ayrıcalıklı bize...
Elimde resimleri kalmış ve keyifli geçmiş birkaç ders var. Okulda ya da evde kullanabilmeniz için onları paylaşmak isterim.
1) Yağmur suyu hasatı Amaç yağmur suyunun faydalarını ve onu nerelerde kullanabileceğimizi anlatmak, tartışma ve fikir üretme ortamı yaratmak. (Rapor yazar gibi hissettim kendimi; birden sıkıldım(!) Ama kitap aşkına size bu özeti yapacağım!) Herhangi bir kutuyu eve çeviriyoruz istediğiniz herhangi metotla. Tepesine yağmur deposu niyetine bir kap konduruyoruz. Evin yanına bir kap daha... Depodan suyu aşağıdaki depoya indirmek için bir pipet. Evin ev olabilmesi ve konunun anlatılabilmesi için birkaç bebek, araba, bisiklet, kaykay, masa, hayvanlar ve bir bahçe veya ağacı sembolize eden bir şeyler... Çatıya su damlamaması için plastik bir koruma, tepsi vb.
Çocuklarla yağmurla ilgili bir açış konuşması yaptıktan sonra, bir çocuğu çağırıyor ve evin tepesindeki depoya su dökmesini söylüyorsunuz. İçinde su olan bu pet şişenin üstüne kartondan bir bulut yapıştırmıştım ki su dökülürken "yağmur yağıyor" havası olsun diye. Çocuk suyu dökerken, pipetten aşağı depoya dolan suyun sesi de duyuluyor... Top sizde, mizansen sizde! O suyla Zeynep'in, onun annesinin, babasının nasıl da arabalarını, bahçedeki mobilyaları yıkadığını, o suyla bahçeyi yağmursuz bir günde nasıl suladıklarını, evcilik tadında ve en Oscar'lık oyunculuğunuzla anlatıyorsunuz. Bundan sonra eğer "Şimdi kim yağmur yağdırmak, kim hikayeyi anlatmak ister?" diye sorarsanız, en az yarım saat çılgın bir kalabalık bu tiyatroyu canlandırmak için gönüllü olacak ve çok komik şekillerde bebekleri konuşturacaktır.
Unutmayın, "Donanım ne kadar basitse, onu kullanmak o kadar fazla beceri gerektirir ve kişi başarısından o kadar da çok zevk alır.*10" Yani hep basit düşünün. Amaç bir Hollywood seti yapmak değil. Bulabildiğiniz en komik, en dandik, en ekonomik yöntemleri bulun. En önemlisi mesajınız, içtenliğiniz ve çocukları diyaloğa çekmeniz...
2) Buğdaydan Ekmeğe
Amaç buğdayı ve başağını tanımak, onun nasıl soframıza ekmek olarak geldiğini görsel bir mizansenle anlatmak. Genişçe bir masaya sırayla şunları dizelim: Bir kap kabuklu buğday, değirmen maketi (onun arkasında iki yassı büyük taş ya da kaya parçası), bir kap kabuksuz (aşurelik) buğday, bir kap kepekli ya da tam buğday un, bir kap beyaz un ve ekmek. Önce siz okuyun buğdayın hikayesini evde; eminim benim gibi şaşırıp kalırsınız ne kadar uzun bir süreç olduğuna, ne kadar meşakkatli bir şey olduğuna. Ve "Nasıl ektiğimizi hatırlıyor musunuz?" diyerek hikaye başlıyor. Dekoru sırayla dizdiğiniz zaman zaten hikaye kendisini devam ettiriyor; ruhunu vererek anlatın, sırayla her kabın içeriğini elletin, farkını sorun. Başaklar sarardığında, nasıl başakla sapın birbirinden ayrıldığını, sapların saman, başakların un olmak üzere
değirmene gittiğini anlatın. Bir başağı elden ele geçirin. Değirmene giren buğdayın nasıl öğütüldüğünü iki taşın arasında buğday tanelerini ezerek gösterin. Çocukların yaş durumuna göre beyaz un-tam un ayrımına girin, ekmeğin nasıl yapıldığını anlatın. Hem beyaz hem tam buğday ekmek bulundurun ki farkı görsünler. Elbette herkese bir lokma ekmek ikram edilmeli sonra! Çiftçiden bahsedin.. "Biz ekmeği fırından alıyoruz; onu fırıncı yapıyor ama un olmasaydı yapamazdı ve çiftçiler olmasaydı un da olamazdı. Çiftçiler buğdayı ektikten şu ekmeği yediğimiz zamana kadar geçen süre neredeyse 8 ay! Bu çok uzun! Bu çok zor bir iş! O yüzden ekmek yerken hep bunu hatırlayalım, yiyeceğimiz kadardan fazlasını almayalım, artanları da çöpe atmak yerine yumurtalı ekmek yapabiliriz" gibi bir şeyler söyleyebiliriz.
Bu masadan sonra sanat masasına geçebiliriz. Toprak ve gökyüzü olarak ikiye ayırdığınız ve maviye, kahverengi boyadığınız bir duarlite boyanmış başak baskısı yapıyoruz. Herkes başağı boyuyor ve bir baskı yapıyor resime, toprak kısma. Bir ev, bir ağaç, bir patika kondurun bir yerlere, birkaç kuş... Eğer iki sınıfınız varsa ikinci duralite baskı alın. Her iki duralit yan yana asıldığında ufuk çizgileri aynı seviyede olmalı. Ve büyük olasılıkla çok şirin bir başak tarlası tablonuz olacak.
"Hiçbir şey bir anda olmuyor. Neden siz de bir yerden başlamıyorsunuz? Üretmeyen bir toplum başkalarına muhtaçtır." demişti Erol Demircan*11, Marmaris'in Taşlıca köyünde atalık buğday eken, zehirsiz gıda üreten çok değerli insan. Bir şeyler ekelim hadi; tarlamız yoksa bahçede, bahçemiz yoksa balkonda, balkon yoksa saksıda... Bir yerden başlayalım...
3) Sebze ve çiçek kardeşliği
Marmaris'te bir bahçe var, biraz tarlaya kaçıyor gerçi. Yaz kış sebze yetiştiriyorlar, bunu zaten herkes yapıyor ama orayı muhteşem yapan şey sebzelerin etrafından, arasından, her yerden çiçeklerin fışkırması...Görüntü muhteşem! Bilerek mi yapıyorlar yoksa sadece o yaşlı teyze çiçekleri çok sevdiği için mi bilmiyorum ama çok doğru bir şey oluyor. Çiçekler, sebzelerinizin tozlaşmasına yardımcı olmak için bahçenize faydalı böcekleri çekiyor. Ayrıca kimilerinin kokusu sebzelere gelen zararlılara itici geliyor. Bir de ekosistemin kanunları işlemeye başlıyor hani; birbirlerini yiyorlar ve her şey yolunda gidiyor.
O sıralarda sebze ektiğimiz mini bahçemize menekşeler getirmiştim, hep beraber ekmiştik. Ve neden bunu yaptığımızı bir canlandırmayla çocuklara anlatma fikri geldi aklıma. Renkli A4 boy kartonların her birine üstten 2 delik açıp ip geçirerek çocukların boynuna geçirilebilir hale getirdim. Karton üzerlerine resimler çizdi Gökhan. Elimde bir sebze, bir böcek, bir uğurböceği, bir arı ve bir sürü de çiçek kartonu oldu, yani bir nevi yaka kartı yapmış oldum, tabi ne kadar büyük o kadar etkileyici oluyor. Sonra yine top sizde, ister siz ister bir çocuk sebze olsun. Biz domates çizmiştik, ve onu canım öğretmen arkadaşım Yasemin oynamıştı. Domates bahçenin ortasında, tek başına dururken, domatesi çok seven bir böcek de onu görünce dayanamıyor ve yanına gidip onu ham ham yemeye başlıyor (Anaokulu öğretmeni olduğum için bu nidalar otomatikman çıkıyor!) "Gördünüz mü? Ama eğer domatesin etrafında çiçekler olsaydı, bakalım böceğimiz domatesi o kadar kolay yiyebilecek miydi?" Hoop, domatesin etrafı çiçek çocuklarla bezeniyor ve işte böcek domatese yaklaşmaya çalışırken çıkan kıkırdamalar, haylazlıklar, işin kovalamacaya dönmesi ve çığırından çıkması... Heh heh, yani bu da işin tuzu biberi.. Önemli olan akıllarında bir şey kalması!
Dikkat etmemiz gereken bir nüans, domatesi yiyen böceği "kötü" karakter gibi lanse etmemek. O tatlı bir böcek işte, sadece domatesi çok seviyor!
Hannah Moloney diye çok tatlı bir permakültür eğitmeni var, kocaman kocaman gülümsüyor hep. Onun, Avustralya'daki bahçesinde sebzelerle karışık yetiştirdiği çiçekleri sepetine toplayıp evde bir çiçek salatası yapışı var, seyretmeniz lazım.*12 Hodan, aynısefa, bakla çiçeği, yaban hardalı, menekşe, latin çiçeği ve ananas adaçayından oluşan o rengarenk salata o kadar lezzetli mi yoksa rol mü yapıyor insan merak ediyor ve de ham ham yemek istiyor!!
3) Taze hasat ve anında yemek!
Bu bir etkinlik tarifi değil, daha çok her hasatın anında yemekle sonuçlanması üzerine bir tavsiye. Bir sebze ya da meyvenin içindeki bitkisel besin ve antioksidanlar, dalından koparıldıktan hemen sonra yok olmaya başlar. Marketten aldığımız bir sebzenin yeni toplanmış ile aynı lezzette olmamasının sebebi budur. *13 Okullarda çocuklara hep bir şeyler ekmeyi, yetiştirmeyi öğrettim ama genellikle hasat vakti hep yaza denk geliyor ve çocuklar ekimin sonuçlarını göremiyordu. Küçük Orman'da bir şekilde hem kışın hem yaz başında hasatı yakalayabildik. Bu noktada, o kopardığımız şeylerin amacının hemen yenmek ve gani gani çocuklara yaraması olduğunu düşündüm ve örneğin lahana, pazı gibi pişirerek yemeye alışık olduğumuz şeyleri çiğ ve anında tüketmenin yollarını aradım. O aralar elime yeni geçmiş bir kitap*14 vardı ve evde sürekli o hiç beklenmedik derecede lezzetli olan çiğ sebze yemeklerini yapıyordum. İşte o kitaptan birkaç tarifi kullanarak, onları hazırlamak için gerekli olan tüm malzemeleri, hijyeni nasıl sağlayacağımın detayını da iyice düşünerek okula
götürdüm. Bunlardan en başarılısı pazı dürüm idi. Pazıyı birkaç çocukla beraber kopardıktan sonra yapraklarını kaynar suya batırıp çıkardım, yumuşayan pazıları masaya yatırıp içine humus sardım. Sushi gibi dilimlere bölüp herkese tattırdım. Humus sevmeyen olabilir diye, haşlanmış havuç dilimleri filan getirdim ki illa yedireyim diye. Sanırım köri de bayağı yakışıyordu bu kombinasyona. Deli deli işler. Ama yorulduğunuza değen bir mutluluk ve tatmin hasıl oluyor ki, böyle şeyler yapma isteğin hiç bitmiyor.
4) Yağmurda sanat
Bu bir pinterest fikriydi ama çok güzel sonuç verdiği için paylaşmak ve tavsiye etmek isterim. Genelde yağmurlu günlerde dışarıda etkinlik yapmamaya meyilli oluyoruz ya, bu sanat çalışması şeytanın bacağını kırmak için bire bir. Tercihen resim kağıdından daha kalın ve dokulu suluboya kağıtlarının üzerine her çocuk istediği gibi iki boyayı sıkıyor. İstediği gibi derken, çocuklara farklı üç ana renk kombin seçeneği sunmuştu Gökhan: mavi-sarı, sarı-kırmızı, mavi-kırmızı. Bu kombinlere değen yağmur damlaları boyaları birbiriyle karıştırınca çok güzel soyut resimler ortaya çıktı. Hem de hangi renkler birleşince hangi rengin ortaya çıktığı konusu konuşulmuş oldu.
5) Erozyon
İsim çok önemli değil, bu canlandırmanın amacı, ağaçların ya da bitkilerin toprak altındaki köklerinin suyu içeri çektiklerini anlatmak, göstermek.
Bu fikri ben mi buldum pinterestte mi gördüm emin değilim, hafızam karman çorman. Ama muhtemelen kendimce uyarlamışımdır. Zaten çok da önemli değil. Sevdiğim yazar Austin Kleon der ki: "Her yeni fikir, daha önceki bir veya birden fazla fikrin aynı potada eritilmesi ya da karışımıdır."*15
2 genişçe plastik kutu buldum, aynı boyutlarda ve derinlikleri birer karış. İkisine de toprak doldurdum. Birine buğday ektim. Buğdaylar çimleri büyüdü ve plastik kabın üzerini çim halı gibi kapladı. İki kabı da bir yere eğim vererek yasladım. Ekim yapılmamış kaptaki toprağın aşağı kaymaması için çok kumlu bir toprak olmaması lazım. Kapların yere değdiği yere birtakım oyuncaklar koydum, birer köyü temsil etmeleri için. Bu oyuncaklar traktör, insanlar, legodan evler, hayvanlar vb olabilir. Ders için çocuklar etrafıma dizildiğinde birer çocuğu iki kabın başına koyup, ellerine birer maşrapa verip suyu yavaş yavaş kabın içindeki toprağa yukarıdan doğru akıtmalarını istedim. Bir süre sonra boş topraklı kaptan akan su çamur olarak aşağı akarken ve önündeki yerleşkeleri çamur içinde bırakırken, çimli topraktan hiç su aşağı inmedi. Gerçekten bu canlandırmanın büyüsünü çocukların gözünde gördüm! Sihir gibi bir şeydi! Su adeta buğday çimli kabın içinde kaybolmuştu! Aşağıdaki köye bir damla su ya da toprak inmemişti.
Sonra seyyar tahtamıza bir de toprağın kesitini çizdim. Yukarıdan inen yağmurun, bitkilerin köklerine doğru nasıl emildiğini ve aşağı emildiğini bir de öyle gördüler. Ne güzel, diye düşündüm. Keşke erozyon bize de, AyşeCan'a da böyle anlatılsaydı ilkokulda, dedim. Çocuklara çevre bilgisi, bilinci aşılayacağız diye o kadar soyut, o kadar "uzaklarda" bir şeylerden bahsediliyor ki muhtemelen o yüzden hiç içselleşmiyor bunlar. Bir sürü problemden, kapıda pusu kurmuş felaketten ve krizden bahsedip zaten doğayla yeteri kadar gerçek ilişki kuramamış çocukları iyice geriyorlar. "Ekofobiyi Aşmak"*16 isimli bir kitap var, tam da bunu anlatıyor.
Yeşillikli ve çıplak toprak kaplarla anlattığım erozyonu bir sonraki hafta Küçük Orman'ın eğimli yan bahçesinde teraslama yaparak, çocuklarla çiçekler, bitkiler dikerek yeniden gösterdim. Düşünceler o kadar soyut ki daha, bu şekilde eller sahada, gözler deneyde, tatlı tatlı anlamlanıyor bilgiler.
Marmaris İçmeler'deki korkunç yangından bir sezon sonra, korkunç bir sel oldu İçmeler mevkinde. Çünkü yanan tüm orman el birliği ile dımdızlak edilmişti. Bahar yağmurlarını toprakta tutacak hiçbir şey kalmamıştı. Çamurlu orman toprağı olduğu gibi köye indi, oradan kanallara, oradan denize... Herkes sefil oldu, deniz kahverengi... O günlerde, bu dersim aklıma geldi. Tepesine çamur inen köy bizdik işte. Nasıl oldu da oldu? Neden o yanmış ağaçlar hemen kesildi, söküldü, neden beklenmedi, tarafımdan asla anlaşılamamış bir muamma olarak kalacak.
Küçük Orman'da Dünya Müzikleri
Küçük Orman'da çok özgün bir şeyler oldu! Buna nail olduğum, bunu yaratan olmaya fırsat verildiğim daha doğrusu zorlandığım için çok müteşekkirim! Şöyle ki, müzik öğretmeni ayrılmıştı. Filiz ve (eski) eşi Zafer Bey bana müzik öğretmenliğini teklif ettiler. Onlara müziği çok sevdiğimi, piyano ve ukulele çaldığımı, şarkı söylediğimi ama daha önce hiç müzik öğretmediğimi söyledim ve açıkçası çok korktum. Başta hep korkarım ben zaten. İçimden bir his önce hemen "yapamazsın!" der. İçimdeki öbür azıcık yırtık ben hemen saç saça baş başa girer bunla. Artık kim kazanırsa onun dediği olur. Bu sefer, Filiz ve Zafer Bey'in dediği oldu, iyi ki de.
Müzik öğretmek fikrine bir türlü ısınamadığım için müzik dinletmek fikrine kaydım. Dedim ki tüm müzik türlerine âşinayım ve hepsini çok seviyorum, o zaman çocuklara dünyadan müzikler çalayım ve onların kulaklarına değişik armoniler, ritmiler kaçırayım. Amerika'da mastır yaparken "Worlds of Music" diye bir seçmeli ders almış ve zevkten uçmuştum. Kızılderililerden tut, blues'un çıkışına, Balkan müziklerinden Çin müziğine kadar her şey vardı, kısa kısa dinletiyor, anlatıyordu hoca. Buna benzer bir şey yapmaya karar verdim ve dersimin ismini "Dünya Müzikleri" koydum.
Bu ders, bahçe dersimden de daha çok sevildi. Daha ilk buluşmamızdan itibaren çocuklar koşarak ve heves içinde sınıfa dalmaya başladılar. Ne anlatacağımı, dinleteceğimi merak ediyorlardı. Ve ilk dersten sonra ben de coştum. Sadece müzikleri dinletmekle kalmayıp, o müziğin geldiği ülkenin kültürüne de girdim. Bu sefer resimler bastırmaya, videolar bulmaya ya da yapmaya, kıyafetler, objeler getirmeye başladım. Yok yoktu derslerde; dans, resim, tiyatro, enstrüman tanıtımı ve çalımı, yüz boyama, muhabbet, sürpriz konuklar, cep telefonu ile sanatçıya canlı bağlanmalar... Keşke benim Ayşem ve Canım da girebilseydi o derslere, tek eksiğim onlardı.
Şu ülkelerden şarkılar seçtim: İngiltere, Amerika, Türkiye, Kızılderililer, Küba, İspanya, İtalya, Hollanda, Japonya, Cezayir, Rusya, Tibet, Avusturya, Avustralya, Arjantin. Şu türlerden bahsettim: Caz, vals, tango, flamenko, Türk Müziği, Klasik Müzik, reggae. Ve pandemi patladı... Sonra evden 10 ülke ve müziği daha yolladım, her hafta bir tane... Gökhan'la belki de daha çok çalıştık dersleri video olarak yapmak için. Çocuklara bakarak, onlarla etkileşime girerek ders anlatmak başka, çok uzun olmaması gereken bir video içinde anlatmak istediğin her şeyi, sıkmayacak ve akıcı bir formatta kotarmak başka. Ama Allah'tan video yapmak kısır yapmaktan daha kolay geliyordu bana, Adobe Premier bilgim sağ olsun. Toplam 29 şarkı ile bu efsane ders bitmiş oldu. Zaten sonra da Marmaris'e taşındık.
Bu ders, Küçük Orman'da sadece 5-6 yaş grubu olan tek bir sınıf için yapıldı. Aslında şanslıydım çünkü tekrarları hiç sevmem. O ruh, o mizansen, heyecan bir kere yakalanıyor ve o ders o enerjiyle geçiyordu. Arkadan bir sınıf daha gelse, yorgun Ebru, aynı enerjiyi bulamayacaktı. Ama burada tek üzüldüğüm husus bu kadar emeğin sonucunda sadece 15 çocuğa ulaşılmış olmasıydı.
Buradan,
sınıfta yaptırdığım ve de evde Gökhan'la hazırladığımız Dünya Müzikleri
derslerimizi herkesle paylaşmak istiyorum. İnşallah kullanan olur.
Sınıfta
yaptırdıklarım, dersin özet videosu. Aralara AyşeCan’ı, kendimizi de katmış
olabilirim, sonuçta bize anı olsun diye yapılmışlardı. Ama böyle bir şeyi
okulda uygulamak isteyen öğretmenler için videolar yeteri kadar fikir verecektir. En azından
daha önce denenmiş bir şarkıyı eğitsel repertuarına almış olacaklardır. Şarkı
bulmak da zor nihayetinde; hem melodisinde bir espri olacak hem de küfürlü,
açık saçık, politik, bedbaht vb sözleri olmayacak.
Gökhan'la
hazırladığımız, sınıfta uyguladığımız Dünya Müzikleri derslerimizi bu kitapta paylaşmak
istiyorum. Videolar içine AyşeCan’ı, kendimizi de katmış olabilirim, sonuçta
bize anı olsun diye yapılmışlardı, fakat öğretmenler ve ebeveynler için pek çok
güzel fikir var içlerinde. En azından sınıf ortamında denenmiş bir şarkıyı
eğitsel repertuarınıza almış olursunuz. Şarkı bulmak da zor nihayetinde; hem
melodisinde bir espri olacak hem de küfürlü, açık saçık, politik, bedbaht
sözleri olmayacak…
Dünya
Müzikleri dersimizde 29 şarkı işledik. Bunlardan 18 tanesini sınıfta uyguladık.
Aşağıdaki barkodları okutarak onları seyredebilirsiniz. Kalan 10 şarkıyı ise
pandemi döneminde, evde hazırlayıp çocuklara e-posta ile yolladık. Onları da
“Pandemi Yaratımları” bölümünde paylaştım.
1) 1) Rusya - Klasik Müzik
Rimsky – Korsakov
Flight of the Bumblebee
2) 2) Amerika
Bobby McFerrin
Don’t Worry Be Happy
3) İtalya – Çocuk Şarkısı
Sergio Endrigo
Ci Vuole Un Fiore
4) 4) Türkiye – Türkü
Çayeli’nden Öteye
5) 5) İspanya – Flamenko
Gypsy Lullaby (Metronome Films)
6) Tibet - İyileştirme Duası
Kelsang Chukie Tethong
Om Mani Padme Hum
7) Amerika – Caz
Henry Mancini
The Pink Panther Theme
8) Küba- Cha cha
İbrahim Ferrer-Omara Portuondo
Quizas Quizas Quizas
9) Hollanda
Eefje de Visser
Dat Kan
10) Avustralya
Charliee Mgee
Yield
11) Fransa
Zaz
Je Veux
12) Kızılderililer
Harmony
Nature
Zuni Lullaby
Red Shadow Singers
Eagle Song
13) İngiltere
John Lennon
Imagine
14) Rashid Taha
Ya Rayah
15) Rusya –
Ninni
Arkadiy Ostrovskiy (besteci)
Alek Anofriyev (icra
eden)
Spat Ustalie İgrushki
16) Türkiye - Flamenko
Doğan Canku
Tanguillo
17) Japonya
Kasumi Watanabe
Sakura
18) Arjantin -
Tango
Carlos Gardel
Por Una Cabeza
*2 Kanadalı, dünyanın en büyük çağdaş sirk yapım şirketi
*3 Eisner, E. W. (2002). The Arts and the Creation of Mind. Yale
University Press.
*4 Winner, E., & Hetland, L. (2000). The Arts and Academic
Achievement: What the Evidence Shows. The Journal of Aesthetic
Education,
*5 Winner, E., Goldstein, T., & Vincent-Lancrin, S. (2013). Art
for Art’s Sake? The Impact of Arts Education. OECD Publishing.
*6 Hardiman, M., Rinne, L., Gregory, E., & Yarmolinskaya, J. (2014).
The effects of arts-integrated instruction on memory for science content. Journal
of Educational Psychology, 106(4), 1191–1201.
*7 https://www.dogadaogreniyorum.com/
*8 Böcek bilimci
*9 Kessler, Colleen. Arka Bahçe Etkinlikleri, Yeni İnsan Yayınevi, 2018
*10 Kephart, Horace. Camp Cookery, 1910
"The simpler the outfit, the more skill it takes to manage it and the
more pleasure one gets in his achievements."
*11 Instagram: @erolundogalurunleri
*12
https://goodlifepermaculture.com.au/edible-flowers/