16 Kasım 2024 Cumartesi

1 Gebelikte Doğala Dönüş

İki minik yaşam belirtisinin önce nokta, sonra vesikalık hallerini elime verince rahim fotoğrafçısı, ben uzun yıllar boyu sürecek bir mega-morfoza girmiş oldum!














İçimdeki canlılara duyduğum sevgi, saygı, merak ve şefkat öncelikle onları en iyi şekilde besleme hevesini getiriyordu. Sigara içmezdim, içkiyi özel günlerde tüketirdim; dolayısıyla içimdekileri bunlardan uzak tutmam zor olmadı. Ama yediğim gıdaların sağlıklı olanlarını seçmek ve bunu dokuz ay, her öğün yapmaya söz vermek takdire şayan bir şeydi. Gerçekten hiç zorlanmadım; çok kutsal bir şey başıma gelmişti ve bunu o an canım cips ya da bira istiyor diye sıradanlaştıracak kadar kıymet bilmez değildim. Kendi kulağıma bile inanılmaz geliyor ama dokuz ay boyunca ne sosis, salam, sucuk, ne de paketli bir gıda yedim. (Doğumdan sonra, ilk sosisli yediğim akşam kustum; demek ne kadar güzel arınmış beden, ne kadar özüne dönmüş bağırsak florası. Keşke doğumdan sonra da “sağlıklı beslenme takımı”nda kalabilseymişim. Ama çocukların için şampiyonluğu istemek, kendineyse amatör kümede gibi davranmak çok saçma bir annelik dramasıymış; zamanla yazdım, oynadım, hâlâ da oynuyorum!)

“Organik” modası ben hamileyken mi çıktı, yoksa ben ancak hamileyken mi bu modayı fark ettim ve hipnoz altındaymış gibi onu takip eder oldum, bilemiyorum. Dediğim gibi, içindeki mucizeyi hayırlısıyla taçlandırmak için kafada, algıda, ruhta müthiş bir dönüşüm yaşıyorsun. Bu organik furyası da içinde debelendiğim ilk farkındalık oldu. Fazla bilmek, okumak aslında iyi bir şey değilmiş, dedim doğurduktan sonra. Ama doğurmadan önce bilmeseydim çatlardım, öğrenmeseydim delirirdim, araştırmasaydım kendime yediremezdim. Yiyeceklerin, içeceklerin organik olanlarını ararken ve bütün paramı onlara gömerken aslında işin o kadar basit olmadığını fark ettim. Yani “organik” yazanlar organik olmayabiliyor, yazmayanlar ise gerçek organik olabiliyordu. Bu ne gereksiz bir ikilemdi; insanın insana olan inancını yıpratıyordu.

Velhasıl, organik kelimesinin içi, benim için tavuk ve yumurtadan başlayarak ve hamileyken kurcaladığım yazılar, haberler sayesinde boşaldı. Fakat daha ruhanî bir yaklaşımla bastırmaya çalıştım endişe hormonlarımı. Yediklerimi “bu benim bıdıklarıma yarayacak, şifa olacak” diye diye mideye göndermeyi belledim. Aksi takdirde sürekli kemiren şüphecilik, matruşka Ebru’nun dengesini daha çok bozardı. Elimden geleni yapıp, gerisini kadere teslim etmek iyi geldi.  

Bir bebeğin etrafında ve içinde olacağı her şey de kalite bakımından kafaya takılasıydı! Mesela gardıroplarının içindekiler... Sentetikler mi, saf pamuklar mı? Beşikleri, halıları, nevresimleri, biberonları, oyuncakları, şampuanları, kremleri, bezleri, patikleri doğal mı değil mi? Doğal da doğal derken neden ceplerimiz sürekli boşalıyor ama daha çok eksik var? Allah’ım biz nasıl çıktık bu işin içinden? “Bebek rızkıyla gelir” diye bir türkü tutturduk yoksa bağırarak kaçardık dağlara!

En az bizim kadar mutlu, heyecanlı ve destekçi olan ailem ve (eski) eşim Yuri’nin ailesi sayesinde tüm zorluklar adım adım aşıldı. Bir bayram sofrasını kurar gibi herkes bir şeylerin ucundan tuttu ve elimizden geldiğince iyi koşullarda bir karşılama yaptık bebeklere. Haklarını ne öpücüklerle ne sözcüklerle ödeyebiliriz onların...

Değişim, dönüşüm diyordum... Ayşe ve Can’dan Sonrası’ndaki hikâyenin perspektifi doğaya, doğala dönüş... Şu an olduğum insan olmamda, şu an yaptığım şeyleri yapmamda, doğaya duyduğum aşkla bulduğum fikirleri hayata geçirmemde en büyük tsunamik güç benim bıdıklarımdır... Onlar birinci cemre gibi içime düştükleri andan itibaren sanki seviye atladım, Can’ımın oyuncu deyimiyle... Daha çok dışarı çıktım. Denize, göğe daha çok baktım. Gözlerim detayları görür, saçlarım rüzgârı duyar oldu. Islığım yağmura jenerik uydurdu. Kalemim, sesim açıldı, yaratıcılığım şahlandı. İç dünyamda öyle bir büyük patlama oldu ki, sanki iki bebeği değil koca evreni doğuracaktım. Tüm çocukları daha çok sever oldum. Hayvanlar ve bitkilerle çevrilmek, çok şey deneyimlemek ve deneyimlerimi yine çocuklara anlatmak istedim. Projeler meteor yağmuru oldu gecelerimde. 


Dokuz ayım çok ama çok güzel geçti. Ağrılarımı, bulantılarımı, şişliklerimi, korkularımı hatırlamıyorum. Sadece bir sevgi nehrinde, bebeklerimi ilk kez, kendimi ikinci kez doğurmaya doğru mırıl mırıl aktığımı hatırlıyorum...








 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder